Libya Temsilciler Meclisi, Türkiye ile Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti arasında 2019 yılında imzalanan Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılmasına Dair Mutabakat Muhtırası’nı yakın zamanda oy birliğiyle onayladı.
Bingazi’de yapılan toplantıda, daha önce 2020 yılında bu mutabakatın onaylanmasını reddeden karar da iptal edildi. Bu gelişmenin ardından Türkiye Dışişleri Bakanlığı, durumu memnuniyetle karşıladığını duyurdu.
Bakanlık tarafından yapılan açıklamada, mutabakatın uluslararası hukuk ve adalet ilkeleri çerçevesinde iki ülkenin karşılıklı hak ve menfaatlerini gözettiği ifade edilerek, Türkiye ile Libya arasındaki iş birliğinin daha da güçlenmesine katkı sağlayacağı vurgulandı.
Ancak Libya Temsilciler Meclisi’nin bu kararına Yunanistan ve Avrupa Birliği’nden derhal itiraz geldi. Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, sosyal medya üzerinden yaptığı paylaşımda, mutabakatın onaylanmasından duyduğu rahatsızlığı ifade etti. Yunanistan Dışişleri Bakanlığı da Libya Meclisi’nin kararını kabul etmediğini açıkladı.
Tartışmaya son olarak Yunan-Amerikan savunma grubu HALC dahil oldu. Bu kuruluş, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’ya hitaben yazdığı mektupta Washington yönetiminden Türkiye-Libya mutabakatına dair daha net bir tutum sergilemesini istedi. Detaylara biraz daha yakından bakalım…

YUNAN-AMERİKAN LOBİSİ RUBİO’DAN DÖRT TALEPTE BULUNDU
Yunan basını Kathimerini’ye göre HALC, ABD’nin anlaşmanın hukuki geçerliliğine dair sessiz kalmasının Ankara ve Trablus tarafından örtülü bir kabul olarak algılanabileceğini öne sürdü. Ayrıca mevcut yaklaşımın Doğu Akdeniz’deki Amerikan enerji yatırımları ve bölgesel güvenlik çıkarları açısından belirsizlik yarattığını iddia etti.
Kuruluşun Rubio’ya sunduğu dört ana talep şöyle sıralandı:
1- Türkiye-Libya mutabakatının üçüncü ülkeler için hukuki sonuç doğuramayacağının belirtilmesi.
2- Yunanistan’ın deniz yetki alanlarına dair haklarının teyit edilmesi.
3- Amerikan enerji şirketlerinin bölgedeki faaliyetlerine yönelik müdahalelere karşı durulması.
4- Avrupa Birliği ile ortak bir tutum geliştirilmesi.
HALC, hukuki belirsizliğin devam etmesinin Amerikan firmalarının bölgedeki projelere yatırım yapma isteksizliğine yol açabileceğini savundu. Ayrıca Washington’un tavrının Avrupa Birliği’nin tutumuyla daha uyumlu olması gerektiğini de ileri sürdü.
Diplomatik İlişkiler ve Politik Araştırmalar Merkezi (DİPAM) Başkanı Dr. Tolga Sakman, HALC’nin girişiminin arkasında Türkiye’nin deniz yetki alanları konusundaki görüşlerinin uluslararası alanda kabulünü engelleme amacı olduğunu belirtti. Sakman, Yunanistan’ın ABD’nin bölgedeki siyasi ve ekonomik etkisini kullanarak kendi görüşlerine daha fazla destek bulmaya çalıştığını ifade etti.
Sakman, Atina’nın bu süreçte enerji yatırımlarını diplomatik bir araç olarak değerlendirdiğini belirterek, “Temel motivasyon, Türkiye’nin deniz yetki alanları konusundaki görüşlerinin uluslararası alanda kabulünü sınırlamak. HALC’nin amacı ise ABD’nin bu hukuki tartışmada Yunanistan’ın tezlerine daha açık destek vermesini sağlayarak Ankara’nın manevra alanını daraltmaktır. Ayrıca Atina, Fransa üzerinde uygulamaya çalıştığı gibi ABD enerji yatırımlarını siyasi baskı aracı haline getirmek istiyor. Tüm bunları yaparken de Avrupa Birliği’nin kurumsal kapasitesini ABD politikalarını şekillendirmede kullanmaya gayret ediyor” dedi.

ABD’NİN YUNANİSTAN’IN TEZLERİNİ DESTEKLEMESİNİN TÜRKİYE ÜZERİNDEKİ ETKİSİ?
Dr. Tolga Sakman, ABD’nin Yunanistan’ın tezlerine yaklaşımının yalnızca diplomatik söylem açısından değil, sahada yürütülen enerji faaliyetleri bakımından da sonuçlar doğurabileceğini vurguladı. Amerikan enerji şirketlerinin Yunanistan tarafından ruhsat verilen alanlarda keşif yapmasının, Türkiye’nin itiraz ettiği bölgelerde yeni bir fiilî durum yaratabileceğine dikkat çeken Sakman, şirketlerin ticari riskleri de göz önünde bulunduracağını belirtti.
Ayrıca Sakman, Yunanistan’ın ABD’nin Avrupa’nın farklı bölgelerinde izlediği güvenlik politikalarında daha etkin bir aktör olma çabasının da göz önünde bulundurulması gerektiğini belirtti. Atina’nın enerji projelerini stratejik bir çerçevede değerlendirdiğini kaydeden Sakman, İsrail’e kadar uzanması planlanan elektrik hattı projesinin de ABD’deki yaklaşımlar açısından etkili olabileceğini söyledi:
“Yunanistan lehine ABD’de oluşan bakış açısında İsrail’e kadar uzanan elektrik hattı projesine duyulan ilgi de önemli rol oynuyor. Siyaseten bunun gerçekleşmesi yönünde yorum yapan ABD Dışişleri Bakanı Rubio ise ekonomik detaylara girmeyi tercih etmedi.”
DOĞU AKDENİZ’DE ENERJİ ARAMALARI ANLAŞMAZLIĞIN ÖNEMLİ BİR BOYUTU
Türkiye-Libya mutabakatıyla ilgili tartışmalar sadece deniz yetki alanlarıyla sınırlı kalmayıp aynı zamanda Doğu Akdeniz’deki enerji keşif ve yatırım faaliyetleriyle de bağlantılıdır. Kathimerini’de yer alan haberde; ABD merkezli Chevron ile Yunan şirketi Helleniq Energy’nin Girit ve Mora Yarımadası’nın güneyindeki dört açık deniz arama sahası için şubat ayında anlaşma imzaladığı hatırlatıldı.
Libya hükümeti Girit’in güneyindeki Yunan bağlantılı arama faaliyetlerine karşı çıkarken Türkiye de bu faaliyetlerin Türkiye-Libya mutabakatıyla uyumlu olmadığını iddia ediyor. Dolayısıyla enerji projeleri kıyısal ülkeler arasındaki deniz yetki alanları anlaşmazlığının önemli bileşenlerinden biri olmaya devam ediyor.
Ayrıca Avrupa Birliği, Türkiye-Libya mutabakatının üçüncü ülkelerin egemenlik haklarını ihlal ettiği gerekçesiyle anlaşmayı hukuken geçersiz sayıyor. HALC de bu konuda ABD’den Avrupa Birliği benzeri netlikte bir tavır bekliyor.
Ancak Doğu Akdeniz’deki enerji rekabetinin boyutunu yalnızca keşfedilen kaynakların miktarı ve ekonomik değeri üzerinden değerlendirmek yeterli değil. Kaynaklara erişim imkanları, üretimin maliyet yapısı, taşıma altyapısı ve uluslararası piyasalardaki rekabet edebilirlik gibi unsurlar da enerji projelerinin geleceğini şekillendiren faktörler arasında yer alıyor.

DOĞU AKDENİZ’DEKİ ENERJİ KAYNAKLARI GERGİNLİĞE NEDEN OLUR MU?
Doğu Akdeniz’de özellikle Mısır ve Kıbrıs çevresindeki hidrokarbon kaynakları hem Türkiye hem de Yunanistan açısından oldukça önemlidir. Bölgedeki doğal gaz keşifleri ile enerji kaynaklarının ekonomik ve jeopolitik değeri artarken deniz yetki alanlarındaki ihtilafların da karmaşık hale gelmesine neden olmaktadır.
DIPAM Başkanı Dr. Tolga Sakman ise enerji kaynaklarının ekonomik değerinin artmasının tarafların deniz sınırlarını belirleme konusunda uzlaşmalarını zorlaştırabileceği ancak ortak ekonomik çıkarların müzakereleri teşvik etme potansiyeli taşıdığını dile getirdi.
Sakman, “Özellikle Mısır ve Kıbrıs açıklarındaki kaynaklar hem Atina hem de Ankara için kritik öneme sahip. Ancak kaynakların ekonomik değerinin yanı sıra erişim ve kontrol meseleleri tartışmaları alevlendirebilir. Bölgedeki doğal gaz keşiflerinin potansiyeli kaynakların ekonomik ve jeopolitik değerini artırdı; ancak her keşfedilen kaynağın ticari olarak üretilebilir ya da taşınabilir olduğu söylenemez” ifadelerini kullandı.
Enerji kaynaklarının ekonomik değerindeki artışın tarafların deniz sınırlarını belirlemede taviz vermesini zorlaştırabileceğine dikkat çeken Sakman; bununla birlikte kaynakların geliştirilmesi için hukuki belirsizliklerin ortadan kaldırılmasının önemine vurgu yaptı: “Enerji kaynaklarının ekonomik değeri yükseldikçe tarafların deniz sınırları konusunda esneklik göstermesi zorlaşabilir; buna karşın aynı ekonomik çıkarlar müzakereyi teşvik edebilir.”.
Bu değerlendirme; enerji rekabetinin hem gerilimi artırabilecek hem de tarafları ortak çözümler bulmaya yöneltebilecek çift yönlü etkisine işaret ediyor. Hukuki belirsizlikler nedeniyle yatırımcıların projeleri ertelemesi veya bölgedeki faaliyetlerin siyasi anlaşmazlıklarla karşılaşması durumunda enerji kaynaklarının ekonomik değerinin somut şekilde kullanılmasını zorlaştırabilir.
<|vq_13831|>