Almanya, Çin ile görüşmelerinde zorlu bir dengeleme ile karşı karşıya

BAHATTİN GÖNÜLTAŞ – Almanya, ABD ile küresel güç rekabetinin arttığı bir dönemde Çin Başbakanı Li Çiang’ın ilk yurt dışı ziyaretini Berlin’e yapmasıyla hassas dengeleme hareketiyle karşı karşıya bulunuyor.

Alman hükümeti, Almanya’nın en büyük ticaret ortağı Çin ile iyi ilişkileri sürdürmeye çalışırken, G7 ülkelerinin Çin’e yönelik “riski azaltma” ilkesine dayalı ekonomik yaklaşıma da uymaya çalışıyor.

Başbakan Olaf Scholz, iki yılda bir yapılan ve ancak Kovid-19 pandemisinden sonra tekrar yüz yüze yapılacak Çin-Almanya hükümetler arası istişare mekanizmasının yedinci toplantısından önce Çin Başbakanı Li ile başbakanlıkta akşam yemeğinde buluşacak.

Çin-Almanya hükümetler arası istişare mekanizması toplantısı salı günü düzenlenecek, daha sonra da Alman-Çin forumu yapılacak.

Çin Başbakanı Li’nin, Berlin’in Pekin’e ekonomik bağımlılığını azaltma stratejisi izlediği bir dönemde bağları güçlendirmek umuduyla Alman şirketlerinin üst düzey yöneticileriyle Münih’te bir araya gelmesi de planlanıyor.

Li’nin Başbakan olarak ilk yurt dışı ziyaretini, Avrupa Birliğinin (AB) lokomotifi olan Almanya’ya yaparak, Çin’in, ABD ile küresel güç rekabetinin arttığı bir dönemde kıta ile ekonomik ve siyasi ilişkileri geliştirme, Avrupa’nın stratejik özerkliğini destekleme niyetini gösterdiği yorumu yapılıyor.

Alman hükümeti ise Tayvan konusu, insan hakları ve Pekin’in Rusya-Ukrayna savaşında Moskova’ya yakın durmasının getirdiği sıkıntılar arasında, özellikle Avrupa Birliği (AB) ortakları ABD ve Japonya’ya, Çin’i tamamen hoş karşıladığı izlenimini vermekten kaçınmaya çalışıyor.

Alman hükümetinin Çin ile hükümetler arası istişareler toplantısında ticaret ve iklim değişikliğiyle mücadele gibi genel olarak daha az tartışmalı konulara odaklanması bekleniyor.

Çin heyetinin de büyük olasılıkla Alman hükümetine doğrudan ve büyük şirketler aracılığıyla dolaylı olarak lobi yaparak AB’ye Çin’deki ticareti düzenleme konusunda fazla ileri gitmemesi için baskı yapacağı belirtiliyor.

Almanya’nın 15 Haziran’da açıkladığı ilk kapsamlı Ulusal Güvenlik Stratejisi’nde, “son yıllarda rekabet ve çekişme unsurlarının arttığı, aynı zamanda Çin’in, en acil küresel sorunların birçoğunun onsuz çözülemeyeceği bir ortak olmaya devam ettiği” vurgulanıyor.

Çin’in, bölgesel istikrar üzerinde giderek daha fazla baskı kurduğu ve insan haklarına saygılı davranmadığı öne sürülüyor.

Pekin’in, uluslararası kurallara dayalı düzeni değiştirmeye çalıştığı, ekonomik ağırlığını siyasi hedeflerine ulaşmak için kullandığı ifade ediliyor.

Strateji belgesinde Alman hükümetinin, Çin’i Asya bölgesinde “agresif bir şekilde bölgesel üstünlük iddia ederek” Avrupa’nın çıkarlarına karşı hareket etmekle ve uluslararası güvenliği riske atmakla suçlayarak, dünyanın ikinci büyük ekonomisine karşı eleştirel bir tavır alması da dikkati çekiyor.

Berlin ile Pekin arasındaki ilişkiler, mayıs ayında Almanya Maliye Bakanı Christian Lindner’in Tayvan ziyareti nedeniyle biraz gerilmişti.

Alman hükümeti, Çin konusunda da ayrı özel strateji belgesi hazırlıyor ve bu strateji belgesini, yaz tatilinden önce parlamentoda görüşülebilmesi için temmuz ayı başına kadar yayınlamayı planlıyor.

Çin heyeti, 22-23 Haziran tarihlerinde Yeni Küresel Finansman Paktı Zirvesi’ne katılmak amacıyla Paris’e de geçecek.

Almanya-Çin ilişkileri

Başta ABD, Kanada ve Avustralya olmak üzere Batılı ülkeler ve Japonya, ekonomisini ve etkisini genişleten Çin karşısında daha sert tutum sergilemeye başlarken Almanya’nın, ticari ilişkilerini politikadan önde tutarak buna yanaşmadığı gözleniyor.

Çin’in AB ülkeleri dahil altyapı ve teknoloji gibi kritik sektörlerde de yatırım ve satın alma yoluyla Avrupa’da etkinliğini artırması, kamuoyunda uzun süredir tartışma konusu oluyor.

Avrupa’nın en büyük ekonomisine sahip Almanya’nın Çin ile ekonomik ilişkilerinin, siyasi ilişkiler üzerinde belirleyici bir rol oynaması da kıtada eleştirilere yol açıyor.

Eski Almanya Başbakanı Angela Merkel, 16 yıllık iktidarı döneminde Çin’i 12 kez ziyaret etti.

Hükümet, insan haklarından ziyade ekonomik ilişkilere öncelik veriyordu. Merkel dönemi Çin politikası muhalifler tarafından sıkça eleştirilirken, Başbakan Olaf Scholz’un da Merkel’e benzer bir yaklaşımla, ticari dengeleri göz önünde bulundurarak Çin ile ekonomik iş birliğine devam etmesi dikkati çekiyor.

Çin politikası kapsamında Alman koalisyon hükümeti içinde farklı görüşler bulunuyor. Başbakan Scholz, Çin ile iş birliği konusunda ısrar ederken, ekonomi bakanı ve dışişleri bakanı Çin’e bağımlılığın azaltılmasını savunuyor.

Mevcut üç partili koalisyon hükümetinin geçen yılın sonunda imzalanan protokolünde ekonomik bağımlılığı azaltma ve Asya’daki demokratik devletlerle ilişkileri güçlendirme niyeti açıklanmıştı. Protokolde, Çin ile ilişkiler “sistemik bir rekabet” olarak nitelendirmiş; jeopolitik ve güvenlik politikası sorunlarının ABD ve Japonya gibi kritik Hint-Pasifik ortaklarıyla birlikte ele alınması gerektiği vurgulanmıştı.

Scholz, mayıs ayında Japonya’daki G7 liderler zirvesinde katılarak Çin’den “ayrışmadan” “riski azaltma” sözü vermişti.

Almanya, Çin’in küresel ekonomiye açılmasından en çok yararlanan ülkelerden

AB, Çin’i birlik için müzakere ortağı olmakla birlikte ekonomik ve sistemik bir rakip olarak görüyor. İhracat ağırlıklı bir ekonomiye sahip olan Almanya, yıllardır Çin’in küresel ekonomiye açılmasından en çok yararlanan ülkelerden biri konumunda bulunuyordu.

Alman otomobilleri ve makineleri, Çin’de yoğun talep görüyor. Çin’e yapılan ihracat, son 10 yılda Almanya’nın 2. Dünya Savaşı sonrası en uzun ekonomik büyümesini desteklerken, Çin, 2016 yılında Almanya’nın en büyük ticaret ortağı oldu.

Çin, son 7 yıldır Almanya’nın en büyük ticaret ortağı olurken, Alman kamuoyu da son dönemde Rusya’ya olan enerji bağımlılığının “enerji kriziyle” sonuçlanmasının ardından Çin’e olan ekonomik bağımlılığı tartışıyor.

Almanya’nın Çin’e bağımlılığı dış ticaret, tedarik zincirleri veya büyük pazar konusunda dikkati çekiyor. Almanya’nın elektrikli otomobiller için önemi giderek artan lityum bataryalar ve nadir toprak elementler gibi ham maddelerde bile Çin’e “güçlü bir ithalat bağımlılığı” olduğu görülüyor.

Almanya ile Çin arasındaki ticaret hacmi, geçen yıl 300 milyar avroya ulaştı

Geçen aylarda dünya çapında tedarik zincirlerini ciddi şekilde bozan Şanghay’daki Kovid-19 karantinası, Alman ekonomisinin, Çin’den gelen birincil ve ara ürünlere ne kadar bağımlı olduğunu da ortaya koydu.

Alman Dış Ticaret Odası (AHK) verilerine göre, Çin’de yaklaşık 5 bin Alman şirketi faaliyet gösteriyor. Almanya’da 1,1 milyon kişilik istihdam, Çin ile ticarete bağlı durumda.

Çin pazarı, başta Alman otomobil üreticileri olmak üzere Alman şirketleri için hem satış hem de büyüme açısından büyük önem taşıyor. Alman şirketleri, küresel pazar için Çin’deki en son teknolojileri geliştiriyor ve test ediyor.

Çin, son 7 yıldır Almanya’nın en büyük ticaret ortağı olurken, iki ülke arasındaki ticaret hacmi geçen yıl yaklaşık 300 milyar avroya (329 milyar dolar) ulaştı.

Çin’in Alman ekonomisi için önemini vurgulayan Alman iş dünyası da “Çin olmadan yapamayacakları” uyarısında bulunuyor.

2021 verilerine göre Alman otomotiv üreticileri Volkswagen, Daimler ve BMW, gelirlerinin sırasıyla yüzde 37,2, yüzde 32,2 ve yüzde 31,7’sini Çin’de elde ederken spor ürünleri firması Adidas’ın gelirlerinin yüzde 13’ü, Siemens’in gelirlerinin yüzde 13,2’si ve kimya şirketi BASF’nin gelirlerinin yüzde 15,3’ü Çin’den geliyor.

Dahası Alman sanayisinde kullanılan ara ürünlerin çoğunluğunun Çin’den geldiği belirtiliyor.

Öte yandan, AB liderlerinin 29-30 Haziran’da Brüksel’de yapılacak AB Konseyi zirvesinde Çin ile gelecekteki ilişkilerinin görüşülmesi bekleniyor.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir